deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2011 Cuma

Hep Bir Mazeret

Belki de yazacaklarım tükenmiş,belki de kelime hazinemi yenilemem gerek,bence hiçbir şeyde sorun yok,benim biraz dışarı çıkıp yeni şeyler keşfetmem,yeni insanlar tanımam gerek ki anlatacağım yazacağım bir şeyler olsun.

Bu sefer yazacağım birşey yok deyip kapatmadım sayfayı.Bu sefer laf lafı açar diye kapatmadım sayfayı.

"Bir tatil olsun evden çıkmayacağım!"demiştim.Büyük söylemişim,Allah dikkate almış lafımı çıkamıyorum evden.Yolda yürümeyi özledim unutulan bir şey nasıl özlenir?
Evde kilise müziği eşliğinde kitaplar okumak,karnım acıkınca birşeyler atıştırmak,göz dinlendiriyorum bahanesiyle hayaller kurmak ne güzel aslında.Ama bunları yaparken bir yerden sonra sıkılmak istemiyorum,nefret etmek istemyorum bu alışkanlıklarımdan..İnanır mısınız?Hayallerim bile kendini tekrarlıyor.Yeni insanlar istiyor kendine yeni fikirler istiyor.Hakılada tabii.

Belkide yazılarımın tükenmesi artık mazeretim olmuştur.Belki de yazamıyorumdur ve tüm suçu masum bir kelimeye yüklüyorumdur.

Ve yine tükendim...

Sarı Lira
''Yaşamak değil, bu telaş öldürecek'' dediği gibi şairin
o telaşla, bırakın Paris yolunda ılık rüzgarlara taratmaya saçlarımızı
sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz...
Gözümüz saatte söyleştik hep
koşuşur gibi seviştik
yarışır gibi çalıştık
Hep yetişecek bir yerler vardı
aranacak adamlar, yapılacak işler
Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin terine bulaştı
başkalarının hayatı, bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat yerine
kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu
veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini hababam erteledik.
20'li yaşlardayken 30'lara kurduk saatin alarmını
30'larımızda 40'lara belki sonra 50'lere...
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat
kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size
artık uyku girmez oluyor gizlerinize...
Doyasıya söyleşmek
telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda
söyleyecek, sevişecek kimseciklerkalmıyor yanınızda...
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz
vakti gelip sandıktan çıkardığınızda
bir de bakıyorsunuz ki
tedavülden kalkmış...
Can Dündar
 
 

5 Mayıs 2011 Perşembe

Tutku

Aradan daha 2-3 saat geçmeden yeni bir yazı daha.Kendimi tutamıyorum,bir şeyler yazasım var.Yazma açlığının bana geri dönmesinden çok mutluyum.

Sizde de oluyor mu bilmiyorum.Benim dilime her gün bir kelime takılıveriyor.Bazen çok mantıklı kelimeler,kafa yorabileceğim,bazense saçma sapan kelimeler...Bu kelimeler bütün düşlerimi kaplıyor sanki.Biraz yüzsüz oluyorlar sanırım,kovsan gitmiyorlar,unutsan unutulmuyor.Ne kadar inatçılar böyle!
Şikayetçi de değilim zaten.Kelimeleri severim ben.Misafir olmuş madem ki bana da tadını çıkarmak kalır öyle değil mi?

Bu günkü konuğum olan kelime'tutku-aşk-istek'ne derseniz deyin.Ah ne güzel kelimeler bunlar.Ne şekerler,ağzımda fresh bir tat bıraktılar,bütün her şeyden arındırdılar.Şimdi bu konuğu sıkmamalıyız değil mi?

Açık havaya çıkarmalı nefes aldırmalı,gece dolunayı seyrettirmeli,denizde dolaştırmalı sesine sessizlik rengine yakomaz katmalı..Sonra balık-ekmek yemeğe götürmeli,onu mutlu etmeli!

Bu gün hastayım ya malum,yatakta çok düşünecek şeyim oldu.Bende dilimde belirmi bu kelimelerin üzerine gitmekle oyaladım kendimi.Eğlendim,eğlendirdim.
Sordum kendime:"Benim tutkuyla bağlandığım şeyler neler mesela?"Cevap mı?Aslında sadece beni yazı yazmaya susatan 'edebiyat',sanat,(dış etkenlerden olsa gerek)sağlam bir iş!Hepsi bu kadar işte.Dünyevi hiçbir şeyde gözüm yok benim.Mal-mülk?Para?Servet?Bunların hepsi benim dünyama yabancı sözcükler.Babasının paraya adeta aşık olduğu bir kızda bunlardan eser yok işte,ne garip!Birde genler derler.Nerdeler?
Benim yaşamım yalın-sade-düz kelimeleri açıklayabilir ancak.

"Daha değişik değişik tutkularla bezenseymişte ruhun daha güzel cıvıl cıvıl canlı bir hayatın olsaymış fena mı?"diye bana akıl vermeye kalkanlara cevabım "aman eksik olsun!".
Dünyada bir şey isteyince arkası gelmiyor.Ve sonu gelmez istekler yığını olup çıkıyor hayat."Bir parmak balın ucunda öldürücü aacılar saklı..."diyor ya yazar,bence haklı.Belkide bununla kendim kandırıyorum,bazı şeylerin arkasına sığınıyorum,tembelliğe vuruyorum kim bilebilir?

Ama her zaman sımsıkı tutkuları olan insanları hayranlıkla seyretmişimdir.Olmayacağını bilir ama ona öyle bir tutunmuştur ki kimse vazgeçiremez onu!Ben öyle olamadığım için belki  böyle insanlar bana değişik(iyi anlamda)gelir.
Her insanın mutlaka tutunacak,aşık olduğu bir tutkusu olmalı diye düşünüyorum.Bir amacı olmayan bir tutkusu olmayan insandan ne bekleyebilirsiniz ki?Bundandır ki "tutku ile aşk büyük işlerin kanıtıdır"sözüne bayılırım.Bu sözde anlatılmak istenen git dünyayı fethet değildir yanlış anlamayın!Bir düşün peşine koşup giden sonra güzel işlere imza atan insanlar mesela...Tüm dünyaya da duyurmasına gerek yok.Kendi için en büyük işi yapan insan mesela!

"Tutku evrensel insanlıktır.Onsuz din,dil,tarih,sanat olmaz."Demiş ya Balzac.Ne güzel de demiş ağzına sağlık.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Daldan Dala.Hoş geldin Bahar!Seni Bekliyoruz Yaz.

Küçük şeylerden mutlu olmak becerdiğim pek az şeylerden birisi de budur benim.Birinin beni uçurmasına pahalı hediyeler vermesine her zaman iltifat etmesine gerek yok ki. Mutlu olmam için küçük bir tebessüm yeter bana.Aslında yazacağım şeylerin bununla bir ilgisi yok ama söylemek istedim sadece.

Okuldayken,yatarken,gezerken,hayal kurmadan önce "bloguma şunu yazsam sonra şunu da yazarım ayy evet evet bu da vardı.ay bak bunu unutmuştum!"gibi şeyler düşünüyorum ve tabiki aslında hayatımda ne kadar çok olay olduğunu fark ediyorum.Gelgelelim "bunu yazıya dök ancelik,hadi bakalım kolay gelsinn"dediğinde iç sesim, dilim tutluyor ah pardon parmaklarım tutuluyor.Yazamıyorum yazma güçlüğü çekiyorum adeta.Geçen hoca bir komposizyon yazmamızı söyledi herkes bitirdi ben sonunu bile toparlayamadım hocaya okuduğumda üzerinden 1 hafta geçmişti.Beğendi ama onun dediği an yazamadığım için  endişelendim.Bana kalem kağıt verilse binlerce sayfa yazı yazabilirdim önceleri şimdiyse tutuluyorum.Hele önceleri baharın gelmesiyle yazılarıma da baharın kokusu sinerdi, rahatlatırdı okuyanları.Hocam kendimi geliştirmem için her gün bir şeyler karalamam gerektiğini söyledi.Karalıyorum ama saçmalıyorum sadece.
Eniştem bir yazımı dergiye göndermiş dergi çok olumlu yanıtlarla geri dönmüş enişteme devamlı yazabileceğimi söylemişler.İlk önce derginin sahibi eniştemin arkadaşı olduğundan beni kırmamak için böyle bir şey söylediğini düşündüm sonradan ısrar ettiklerini ve gerçekten istediklerini görünce heyecanlandım.Her gün yazılar yazıyordum ve şiirler.Kendimi geliştirip bir yerlere gelmem için iyi bir fırsat olduğunu düşünmüştüm.Sonrasında körelmiş gibi hissettim kendimi, yazılarımda hep kendimi tekrar ettiğimi fark ettim.Büyük bir umutsuzluğa düşmemek imkansızdı.Bu işi beceremediğimi gördüm yazılarımdan tiksindim adeta.Ve hepsini yırtıp pencereden aşağı fırlattım.Sonra çok pişman olsamda gitmişlerdi bir kere.O günden beri elime kalem kağıt almadım.Test kitaplarına bile bir şeyler karalamadım.Ta ki hocanın verdiği ödeve kadar.Hele öğretmenler odasında konuşulmak beni son derece mutlu etti ve kendime bu konuda biraz daha güvenmeye başladım.Eski bir öğretmenime feysten mesaj olarak bazı yazılarımı onun yoğun isteğiyle gönderiyorum ve verdiği tepkiler muhteşem oluyor.

Birkaç gün öncesine kadar artık blog bile yazmamayı düşündüm.Boş yere bu güzel sayfayı kirletemezdim kimsenin vaktini yazdığım salak yazılarla çalamazdım.Sonra bira düşündüm aileme baktım öğretmenlerime çevreme...hepsi benden gerçekten bir şeyler bekliyorlar ve bu duyguları içten.Bende kararımı değiştirdim.Saçmada olsa yazacağım,rahatlamak için yine yazacağım.

Malumunuz bahar,kuşlar, böcekler cıvıl cıvıl her yer her şey.Sadece sinir bozucu olan ne biliyor musunuz?Okula gittiğim yolun tam ortasında ölmüş bir kurbağa var ve kimse buna aldırış etmiyor ben korkmasam alıp kenara koyacağım ama tırıtırım tırsıyorum.Gözümü kapatıp geçiyorum o yoldan.
Yine daldan dala atladım sanırım.Ben baharı anlatacaktım sizlere aslında.
Kış tortularını bıraktı geride şeffaf bir ahenk var etrafta ve ben bunu çok seviyorum.Giysiler yavaş yavaş değişiyor bir mevsimden çıkıp başkasına girmenin tadı,değişen giysilerde olmalı,kabuğunu terk etmiş bir sürüngen gibi,yeni bir yaşama geçmekte...Giysiler ise uzun bekleyişlerin ardından kokusunu unuttuğu bedenleri sarar hasretle...
etraftaki insanlar daha pozitifler daha içtenlikle gülümsüyorlar karşılarındaki kişilere ve gelen yaza hazırsız yakalanmamak için çalışıyorlar var güçleriyle.
Yağmur ise unutulmuş bir tanıdık gibi çıkageliyor habersiz,yokluyor bizi...İnsan gün ışığı,deniz,gece,yıldılar;çalı çırpı,böğürtlen,uzayıp giden zeytinliklerin her şeyin tadını tekrar hatırlıyor.Güneşin o güzelliğini bile.Ahh güzel yaz keşifler ırmağı uzayıp giden...Mavi ve yeşilin muhteşem uyumu yine büyüler bizi.Yüklenir ağaçlar yine o güzel meyvelerini.Bence yazın dili meyvedir.Rengarenk çeşit çeşit ve güzel kokulu.
Hayvanları otlatmaya giden çobanın daralıp gölgelik araması ve bir ağacın dibine uzanıp masmavi göğe bakması,Şehirdeki gençlerin alışverişten ve sıcaktan daraldığı an serin bir yelere kurulup dondurma yalamaları,Yaşlı dedelerin ninelerin başıma güneş geçer tansiyonum yükselir diye dışarı çıkamayıp öyle gelen geçeni izlemeleri,annelerin oyun oynarken sırılsıklam olan çocuklarına soğuk su içmemeleri için verdikleri mücadele...hepsi yazın habercisi,tadı,soluğu...Havada toz zerrecikleri,küme küme sinekler arayış içinde,kulaklarında çınlayan derin sessizlik.Kuşların muhteşem melodili sesiyle dinlenirsin başka yerlere dalıp gidersin önüne bir kozalak takılır ürpersin ne kadarda özlemişsindir ürkmeyi!Yoluna devam edersin muhteşem çiçek kokularıyla zaman yolculuğunda hissedersin kendini,senin için her kokunun ayrı bir anısı vardır.Oralardan çıkar kurtulursun eline bir kelebek konar,sahipsiz...Ürkütmemek için kıpırdamazsın,acırsın ona!bu güzelliğin 1 günlük ömrü olduğuna...Karnın acıkır koparıp yemek istersin bir meyveden ama gönlün el vermez kıyamazsın ki onlara...Eve kadar dayanırsın.
Bence yaz böyle bir şeydir.Ah güzel baharda bunların habercisi...

Benden size bir de şarkı hediye olsun;

25 Şubat 2011 Cuma

hayaller

Hayatın bize adaletsiz davranması normaldir belki de,
Alışmışızdır,hayatı böyle kabul edip ona göre davranmışızdır.
Ya hayatı böyle sevmişizdir
 Veya da hayat böyle olduğu için ondan nefret etmişizdir.
Ya sevdiğiniz kişiler,
Onlar size adaletsiz davranırsa
Onları da böyle kabul edip sever miydiniz?
Yoksa böyle oldukları için nefret mi ederdiniz?
Belki de her şeye rağmen kızdığını kişi kendiniz olurdu,
“Neden sevmiştim ki?!”
Ve belki de bir avuç hüzün ve hayal kırıklığı dökülürdü
O masum kalbinize.
Ulaşılmazlar hep cazip gelir size,ve onları ne kadar severseniz
O kadar itici olursunuz onların gözünde,uzaktan öyle görünürsünüz
En normali de budur aslında,üzülseniz de kırılsanızda…
İnsan çok sevdiğine ikna olur belki ama
Bir türlü sevildiğine, çok sevildiğine inanmaz!
daha çok der hep,Şükretmez hiçbir zaman!
Bunu veren daha çoğunu da verir der
o zaman bir avuç  hayal kırıklığı daha sızar içine,
bu sefer her şeyini almıştır veren.
Mesele bilmekte değildir ki!
İnanmaktadır mesela
Tahammüldedir, belki de sevgide.
Sonrası nasip dersin geçip gidersin.
Hayal kurarsın,olur veya olmaz.
İnanırsın!gözlerini kapatırsın,gelmeyen bir şeymiş gibi davranmazsın ona.
İnanırsın işte,
Sadece kalbinle inanırsın,mantığını kenara atarsın her fırsatta.
Bir çanta düşünürsün mesela,bütün hayallerini onun içine koyarsın onu öpücüklere boğarsın,
Ve çantandaki hayalleri gitmesi gerekken yere gönderirsin…
Belki hayallerini çalan olur belki de karşılık veren.
Bunu öğrenmek için biraz cesaret
Biraz da güven olması gerekir.
Gerisi mutluluktur hep.
Hem zaten ne demişti yazar,
“insan hayal ettiği müddetçe yaşar!”

18 Şubat 2011 Cuma

Saçmalamak iyidir bazen.

Kadın hiç bilmediği bir koridorda ilerlerken kapalı kapılardan birisi gıcırdayarak açıldı.Kadın bir anlam veremedi ama sanki biri tarafından itiliyormuşçasına içeriye adım attı.Bu loş ortama bir türlü anlam veremedi gözlerini ovuşturdu ve etrafına tekrar baktı,bir piyano ve etrafındaki mumlar…Güzel kadın piyano çalmayalı çok zaman olmuş ve onunla ilgili anılarını tozlu raflara kaldırmıştı.Hep güzellerini anımsamak için koparmıştı ona göre anlamsız olan sayfalarını….Oda da öyle bir sessizlik vardı ki çığlık gibi keskin ve acı vericiydi.Kadın piyanonun önündaki kırmızı gördüğü sandalyeye oturdu,neden burada olduğunu ve ona aslında çok acı veren piyanonun karşısında oturduğuna bir anlam veremiyordu.Kim?neden yapsın ki bunu?neden onu bir zamanlar ağır yaralayan onun bütün hayatını bir hortum gibi dağıtan,altüst eden bu piyanonun başına oturttular ki?neden acı çekmesini istediler ki?çektikleri yetmemiş gibi!
Kadının gözlerinden damla damla akan yaşlar eteğine damlıyor ve ağır ağır uyuşuyor sonra sonra kendini kaybediyor ve usulca yere düşüyor,yüzünü o masum yüzünü hüzün kaplıyordu…
Ve sabah….Kadın gözlerini açtı, pencereden bembeyaz bir ışık odaya girmiş her yer apaydınlıktı dün geceden eser yoktu sanki.Piyanonun önündeki sandalyenin aslında beyaz olduğunu fark etti kadın.Yavaşça kalktı yerinden karnı acıkmış,saçları dağılmış ve kafası karışmıştı…Ve yine aynı sorular neden buradayım?kim bana acı çektirmek isteyen?
Kadın odanın bir köşesine gitti ve yüzünü kapatıp ağlamaya başladı,çığlık attı,yalvardı,özür diledi bilmediği her şey için,ve hayata küfretti tekrar o solgun yanaklarından yaşlar akıverdi….onun için ağlamayalı o kadar zaman olmuştu ki,şaşırıyor ve başı ağrıyordu…ne gelen ne de yemek veren hiç kimse yoktu…
Tekrar gece oluyor ve ortalık ağaçların o korkunç sesiyle bir kez daha irkiliyordu.Kadın köşesine çekilmiş bir ileri bir geri sallanıp duruyordu,ağaçların dev gibi ağaçların gölgeleri karşısındaki duvara yansımış kadın daha da korkuyordu ama çığlık atacak takati bile kalmamıştı…Sonra bir müzik sesi yükseldi etraftan, o zaman akıl etti kapıdan çıkmayı ve çıktı ‘yalnız değilim’diye geçirdi içinden ve ufak bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.Müziğin olduğu yöne doğru ilerlerledi ve karşısına bir kapı çıktı yine her taraf karanlık  ve yine piyano ama bu seferkinden farklı olarak müziğin çaldığı ve onu buraya getiren eski bir radyo…
Ve yine sessizlik…
Kadın artık ümitsizliğe düşdü burada ölecek ve tüm hayalleri!Tüm halleri gözünün önüne geldi ve yapması gerekenler…aslında düşününce hepsi önemsiz geldi ona hiçbiri ona ait değildi sanki,aslında bunların hiçbirini yapmak istemiyordu.Ve hemen aklına piyanosu geldi bir zamanlar babasının parçaladığı ve piyano parçalarıyla onu da sokağa attığı günler geldi.Aslında o o zamandan beri müziğe aitti ve tabii müzikte ona.”yapamam” dedi içinden ”birdaha el süremem”ama öyle bir çalma açlığı oluşuyordu ki içinde bir yerlerde parmaklarını piyanonun üzerinde yerleşmiş buldu birden.İlk önce üfledi piyanonun tozu etrafa yayıldı ve kadın sanki güzel bir kokuyu içine çekermiş gibi piyanonun tozunu içine çekti,derin nefes aldı ve parmaklarını piyanonun üzerinde onu hissetmek istermişçesine gezindirdi,gezindirdi eskiden yaşadığı tüm mutsuz anılar inadına üvey babası inadına çalmaya başladı Sonra bozuk bir ses duyuldu oda da,  kadın yüzünü buruşturdu “beklide o adam haklıydı gerçekten beceriksizin tekiyim”dedi içinden,tekrar denedi çalmayı tekrar tekrar….sonunda oldu ve küçük çocuklar gibi sevindi,ona yakışmayan havalı,sinsi bir bakış yerleştirdi masum yüzüne, çaldığı o büyüleyici müzik etrafa yayıldı sanki tüm kuşlar ve korkunç sesler çıkaran ağaçlar sesini kesti bu müziği duyunca ve baş kaldıramayacaklarını anladılar sanki…kadın öyle bir geçiyordu ki kendinden açılan ışığı bile görmüyor ,gülümsüyor ve daha şiddetli çalıyordu, bırakmak istemiyordu sanki bir bebeğin bir anneye onu bırakmasından korkarmışçasına sarılması gibi,sanki bir uçurama düşecekmiş gibi,bırakmıyordu işte piyanoyu,çünkü Tanrı onu kendi için yaratmıştı ve yada o öyle inanmak istiyordu.
Ve birden aklına küçükken kurduğu hayaller geldi.
Dünyanın en müthiş piyanosunu çalan kız!parmakla gösterilecekti,özendirilecekti,taklit edilecekti,takip edilecekti.Ahhh hayaller onun için ne kadarda önemliydi.
Ve sonra aklına geçenlerde verdiği konferansta İNANARAK söylediği birkaç cümle aklına geldi…
“Hayallerde tıpkı Tanrıyı sevmek gibidir,nasıl tanrıya ulaşmak için  onun sevdiği her şeyi gözümüz kapalı yapıyoruz,hayallerimize de ulaşmak için yapılması gerekken şeyleri yapmamız gerekir ama ikisinin arasında bir fark var acı ve gerçek!Eğer Tanrının dediklerini şüphesiz yaparsanız vaat edilen her şeye sahip olursunuz ama hayallerin bir garantisi yoktur.Mesela ben!Ben burada olmak yerine şuan bir piyano konserinde sizlere konser vermekten daha fazla gurur duyardım bunun için çok çalıştım ama olmadı.Biliyor musunuz? buna vakit harcadığım kadar tanrıya harcasaydım şuan onun yanında olurdum.Ama bizi hiçbir şey yıldıramaz hem hayallere ulaşmak bu kadar kolay olsaydı bize çekici gelir miydi?”
Bu konferansı verirken ilk sıradan oturan adam kadının odasına gelmişti,kadın piyanoyla olan kötü anılarının hepsini ona anlatı vermiş ve buna hala bile inanamamıştı.Ama şunu çok iyi biliyordu o adama anlattıktan sonra içini bir huzur kaplamıştı.
Kadın bunları düşünürken ışığın yanık olduğunu fark etti ve piyona çalmayı bıraktı arkasına döndü ve işte yine o adam,adını dahi bilmediği onu piyano ile barıştıran o adam gülümseyerek kadına bakıyordu…Kadın hiçbir şey demeden adamın boynuna atladı ve aslında hayallerin er geç gerçekleşebilir olma olasılığına sımsıkı sarıldı.


13 Şubat 2011 Pazar

Aşkın kuralları olur mu?













Ondan çok nefret edersin,
Onu görmek dahi istemezsin,
Onun yanında nefes alamazsın.
Hayatını altüst etmiş adamın yüzüne bakamazsın
Ama o adam öyle bir adidir ki!
Hiç bir şey olmamış gibi davranır.
Sana öylesine güzel sözler söyler ki şaşırırsın.
Ama eğer akıllıysan aldırış etmez yoluna devam edersin,
Çünkü o kişi senin hayallerini suya düşürmüştür,
Sonra..sonra herkese seni alay konusu ettirmiştir
Ve en önemlisi gözlerinden damlalar düşmüştür,
Evet amacına ulaşmıştır,canını yakmıştır bir kere..
Ama bu kadar canının yanacağını tahmin etmemiştir belki de.
Senin gururunu okşayacak sözler sarf eder durmadan,
Sonra şaşırırsın bana tüm bunları yapan,
Şuan karşımda duran mı?!
Şaşırırsın!
Yüreğine alacakaranlık çöker,kalbine.
Sanki karşındaki adam seni üzmekten zevk aldığı kadar seviyordur da…
Bunu hiçbir zaman bilemesin!
Söylememiştir ki sana!
Sonra senin çok sevdiğin başka bir adam vardır mesela
Onu çok ama çok seviyorsundur.
Diğerindense nefret edip,kuşku duyuyorsundur ve o nefret ettiğin kişiyi sana aşık sanıp masumlaşıyorsundur.
Nefret ettiğin kişi iki yüzlüdür,sinsi sinsi seni kendine bağlar belkide,bilemezsin!
Düşünürsün,durup düşünürsün!
Aşkın hiçbir sıfata ihtiyacı var mıdır?
Nefret ettiğin adam seni kendine öylesine bağlar ki
Onsuz nefes alamazsın
Onun olmadığı ortamda nefessiz kalırsın sanki.
Oysa sevdiğin başkası vardır,hani taptığın…
Onu unutuverirsin birden,gözün kör oluverir.
Ortasındasındır aşkın,tam merkezinde
Veya da tam tersi
Dışındasındır,o kadar hasretsindir ki ona,
Onu ararken yanlış yerlere girersin belki.
Kurtlar sofrasına…
Nefret ettiğin kişiye ‘hayatım’dersin
Gidersin ona,tüm dünyaya ve aynadaki sene
Delicesine haykırmak istersin…
Tam cesaretini toplarsın…
Oldu,dersin bende sonunda aşkı buldum
Evet aşık oldum dersin…
Tekrar damlalar akar o güzel gözlerinden
Anlamsız damlalar..
Çünkü..çünkü o ‘hayatım’dediğin insan
Yine nefret ediğin bir ‘öcü’ye dönü vermiştir!
Seni aldatmıştır
Kendine bağlayıp uçup gitmiştir..
Sonra sana sırıtarak kanlı dişlerini göstermiştir.
Belki de böyle kaç kişinin canını yakmıştır
Belkide sırf sanadır bu inadı,bu oyunları,bu nefreti…
Sırf sanadır belki….
Sonra ilk sevdiğini de kaybetmişsindir!

her şey silbaştan oluvermiştir.

sora sessizce içine çekilmişsindir,

annenin parmaklarına kıvrılıp uykuya dalmışsındır...

"şitttt sessizlik!"
                                                                                                             KİBAR BİR MOLA...
                                                                                                                  .sevgilerimle.

3 Şubat 2011 Perşembe

Benim Yaptığımda Delilik

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.
Kar-ın coşkusu öyle bir içime işlemiş ki,kendimi buluvermişim karın ortasında...
Sabah yataktan kalkıp pencereden dışarı bakınca etrafı bembeyaz görmek kadar güzel şey var mıdır ki şu Dünyada?
Bayılıyorum beyazın o mükemmel rengine hele kırmızıyla birleşince süper bir görüntü çıkıyor ortaya ve tabiki benimle...
Soğuk soğuk diye yakınanlara yazık!
Şu havaya da yazık,nasıl olsa beğendiremiyor kendini sizlere...
Daha dün sokakta karlara basa basa giderken önümdeki kızlar havadan dert yanıyorlar ve bütün enerjimi alıp götürüyorlar...
Nesi varmış ki havanın!olması gereken bu değil midir?
Sıcak olsada 'ayy aman kıyamet yaklaşıyor'deyip sıcağada bir çamur atarız,insanoğlu işte,beğendirmek zor ki ne zor...
Herşeye rağmen anın tadını çıkarmak lazım.Geri gelmeyeceğini bile bile neden mutsuz olup heba edlim bu dünyayı.Bakın bana da biraz örnek alın(!).
Öyle bir kaptırmışım ki kendimi kısakolla çıkmışım yollara..

fena mı?
Tamam kabulediyorum benim yaptığımda delilik!

19 Aralık 2010 Pazar

Merhaba çirkin kız,orada havalar nasıl?

Heyt beh!
Merhaba benim cici blogum,sana blog blog sevgi getirdim...
Tamam itiraf ediyorum geniş aileyi izledim,of birden dilime dolanı veriyor işte bende anlamıyorum.Yazıların bitmiş olması nedeniyleki sevincim çok geçmeden son buldu babamla kavga ettik bu seferde,sana herşeyi anlatmayı çok istiyorum ama engeller var işte...biran önce bloga en uygun ismi bulup kurtulmak istiyorum şu işgenceden.Şimdi size bir hikaye gibi gerçek bir masal yazmak istiyorum.Bu hikaye de sizin çok iyi tanıdığınız iki kişi baş rolü paylaşıyor.Bu ipuçlarını kafanızda birleştirin ama bazı şeyleri çaktırmayın.

Zamanın birinde çok güzel bir kız varmış,okadar güzelmiş ki bakan birdaha bakıyormuş.Bu kız büsbüyük bir sınava hazırlanıyormuş,bunun yanında da sorunları varmış.Masada inek,sokakta hanım kız,diğer zamanlardada kendine özgü bir güzelliğe bürünüyormuş.Rüyasında hep periler görüyormuş "bir gün mutlu olucaksın hissediyorum"diyorlarmış periler bu güzel kıza..Sonra aksakallı bir adam beyaz bir ışıkla beliri veriyormuş "gel bana gel bana..."diyormuş.Kız çok akıllıymış ve olağan üstü güçleri varmış bu yüzden kızı peri okuluna almışlar erkek kız karışık eğtim veriliyormuş bu okulda..Bizm güzel kızımız orda birisine vurulmuş Allahın hikmeti çocuğun adı 'f'ile başlıyormuş,bak sen.Bu kız F yi i.ten içe severken,bir gün tuvaleti gelmiş ve girmiş tuvalete.Arkasından bir kaç kız girivermiş,kızlar dedikodu yaparken bizim kız da onların konuşmalarına kulak misafiri olmuş.Bir üçken kafa peri diyormuş ki:"biliyor musun? F nin çıktığı birisi varmış,dün çıkmaya başlamışlar" diğer maymun görünümlü peri de ilginç sesler çıkartarak :"aboo,vaheyyy,wuuu,yaheeyahee"şaşkınlığını belli etmiş.Bunu duyan kzımızın bütün hayalleri yıkılmışartık perilik sınavına girsede bir anlamı yokmuş.Peri okulun bir üst kısmınada o zamanlar itopya diyorlarmış,itopyaya sınavına girmesi gerekkiyormuş. bizim kızda buna harıl harıl hazırlanıyormuş ve F ile gitmeyi hayal ediyormuş.Artık tek bir amacı varmış,F nin çıktığı o  kızı bulmalıymış...
Bir atasözü söyleyeyim size "anlayana sivri sinek saz,anlamayana davul zurna az"siz anlayanlardansınız bunu biliyorum.Of burada havalar çok kötü...

6 Kasım 2010 Cumartesi

UMUTSUZ HİSSİYATIM

 "Oh my God,Oh my God "Biri acil durdursun beni aldım başımı gidiyorum nasıl bir yazı yazma aşkıdır bu:)
Bu gün tatillerin en berbatını yaşıyorum haftaya 4 tane sınavım var ve ingilizceden kötü alırsam sınıfta kalıcaam,Dil bölümndeyim ve ingilizceden kordkuyorum var mı böyle birşey yaa!

 şuanki hissettiklerim şunlarla tıpatıp uyuşuyor;
anneannemle south parkı izlerkenki duyduğum rahatsızlık ve alt yazıları okumasın diye sakladığım gözlük ve bunla beraberki vicdan azabı:(


mahallenin çocukları anneleriyle birlikte bizim eve gelip odama girmesi ve oradaki ojelerimi alıp sürmeye çalışmaları en sevdiğim nevresim takımlarına bulaştırmaları,ben hiçbirşeyden habersiz eve geldiğimde onları öyle görüp yumruğumu sıkmam ve onların çığlıkları..



derste uyurken hocanın bana tebeşir fırlatması veya bir soru sorması,bilemeince sınıfta beni rezil etmesi..



!!tanrımm tarımm!!

4 Kasım 2010 Perşembe

..İLK...

 İlkler herzaman önemlidir derler..benim için de ilk olan bu blog ve bu yazım gercekten çok önemli.İnternette çok zaman geçiren bir kişiyim bu bazı şeylerde başarıma gölge düşürsede vazgeçeme internetten,twitter,facebook gibi sosyal paylaşım sitelerinden tamamen bıkmış ve hatta tiksinmiş durumdayım.önüne gelen açıyor ve orayı resmen bir ağlama duvarı olarak görüp tuvalete gittiklerini sevgililerinden ayrıldıklarını bile yazıyorlar ve bana iğren ç geliyor bu olay.
 Belki böyle bir blog açarsam daha nitelikli ve daha aklı selim olan insanlarla tanışır bilmediklerimi öğrenir bildiklerimide öğretirim diye düşündüm..
  İyi mi ettim? hep birlikte göreceğiz:)